RÜŞVET (TCK M252)

Rüşvet suçu TCK’nın 252.maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre;
(1) Görevinin ifasıyla ilgili bir işi yapması veya yapmaması için, doğrudan veya aracılar vasıtasıyla, bir kamu görevlisine veya göstereceği bir başka kişiye menfaat sağlayan kişi, dört yıldan oniki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) Görevinin ifasıyla ilgili bir işi yapması veya yapmaması için, doğrudan veya aracılar vasıtasıyla, kendisine veya göstereceği bir başka kişiye menfaat sağlayan kamu görevlisi de birinci fıkrada belirtilen ceza ile cezalandırılır.
(3) Rüşvet konusunda anlaşmaya varılması halinde, suç tamamlanmış gibi cezaya hükmolunur.
(4) Kamu görevlisinin rüşvet talebinde bulunması ve fakat bunun kişi tarafından kabul edilmemesi ya da kişinin kamu görevlisine menfaat temini konusunda teklif veya vaatte bulunması ve fakat bunun kamu görevlisi tarafından kabul edilmemesi hâllerinde fail hakkında, birinci ve ikinci fıkra hükümlerine göre verilecek ceza yarı oranında indirilir.
(5) Rüşvet teklif veya talebinin karşı tarafa iletilmesi, rüşvet anlaşmasının sağlanması veya rüşvetin temini hususlarında aracılık eden kişi, kamu görevlisi sıfatını taşıyıp taşımadığına bakılmaksızın, müşterek fail olarak cezalandırılır.
(6)Rüşvet ilişkisinde dolaylı olarak kendisine menfaat sağlanan üçüncü kişi veya tüzel kişinin menfaati kabul eden yetkilisi, kamu görevlisi sıfatını taşıyıp taşımadığına bakılmaksızın, müşterek fail olarak cezalandırılır.
(7) Rüşvet alan veya talebinde bulunan ya da bu konuda anlaşmaya varan kişinin; yargı görevi yapan, hakem, bilirkişi, noter veya yeminli mali müşavir olması halinde, verilecek ceza üçte birden yarısına kadar artırılır.
(8) Bu madde hükümleri;
- a) Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları
- b) Kamu kurum veya kuruluşlarının ya da kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının iştirakiyle kurulmuş şirketler,
- c) Kamu kurum veya kuruluşlarının ya da kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının bünyesinde faaliyet icra eden vakıflar,
- d) Kamu yararına çalışan dernekler,
- e) Kooperatifler,
- f) Halka açık anonim şirketler,
adına hareket eden kişilere, kamu görevlisi sıfatını taşıyıp taşımadıklarına bakılmaksızın, görevlerinin ifasıyla ilgili bir işin yapılması veya yapılmaması amacıyla doğrudan veya aracılar vasıtasıyla, menfaat temin, teklif veya vaat edilmesi; bu kişiler tarafından talep veya kabul edilmesi; bunlara aracılık edilmesi; bu ilişki dolayısıyla bir başkasına menfaat temin edilmesi halinde de uygulanır.
(9) Bu madde hükümleri;
- a) Yabancı bir devlette seçilmiş veya atanmış olan kamu görevlilerine,
- b) Uluslararası veya uluslarüstü mahkemelerde ya da yabancı devlet mahkemelerinde görev yapan hâkimlere, jüri üyelerine veya diğer görevlilere
- c) Uluslararası veya uluslarüstü parlamento üyelerine,
- d) Kamu kurumu ya da kamu işletmeleri de dahil olmak üzere, yabancı bir ülke için kamusal bir faaliyet yürüten kişilere,
- e) Bir hukuki uyuşmazlığın çözümü amacıyla başvurulan tahkim usulü çerçevesinde görevlendirilen vatandaş veya yabancı hakemlere,
f)Uluslararası bir anlaşmaya dayalı olarak kurulan uluslararası veya uluslarüstüörgütlerin görevlilerine veya temsilcilerine, görevlerinin ifasıyla ilgili bir işin yapılması veya yapılmaması ya da uluslararası ticari işlemler nedeniyle bir işin veya haksız bir yararın elde edilmesi yahut muhafazası amacıyla; doğrudan veya aracılar vasıtasıyla, menfaat temin, teklif veya vaat edilmesi ya da bunlar tarafından talep veya kabul edilmesi halinde de uygulanır.
(10) Dokuzuncu fıkra kapsamına giren rüşvet suçunun yurt dışında yabancı tarafından işlenmekle birlikte;
- a) Türkiye’nin,
- b) Türkiye’deki bir kamu kurumunun,
- c) Türk kanunlarına göre kurulmuş bir özel hukuk tüzel kişisinin,
- d) Türk vatandaşının,
tarafı olduğu bir uyuşmazlık ya da bu kurum veya kişilerle ilgili bir işlemin yapılması veya yapılmaması için işlenmesi halinde, rüşvet veren, teklif veya vaat eden; rüşvet alan, talep eden, teklif veya vaadini kabul eden; bunlara aracılık eden; rüşvet ilişkisi dolayısıyla kendisine menfaat temin edilen kişiler hakkında, Türkiye’de bulundukları takdirde, resen soruşturma ve kovuşturma yapılır.
Tüzel kişiler hakkında güvenlik tedbiri uygulanması
Madde 253- (1) Rüşvet suçunun işlenmesi suretiyle yararına haksız menfaat sağlanan tüzel kişiler hakkında bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur.
Etkin pişmanlık
Madde 254- (1) (Değişik: 2/7/2012-6352/88 md.) Rüşvet alan kişinin, durum resmi makamlarca öğrenilmeden önce, rüşvet konusu şeyi soruşturmaya yetkili makamlara aynen teslim etmesi halinde, hakkında rüşvet suçundan dolayı cezaya hükmolunmaz. Rüşvet alma konusunda başkasıyla anlaşan kamu görevlisinin durum resmi makamlarca öğrenilmeden önce durumu yetkili makamlara haber vermesi halinde de hakkında bu suçtan dolayı cezaya hükmolunmaz.
(2) (Değişik: 2/7/2012-6352/88 md.) Rüşvet veren veya bu konuda kamu görevlisiyle anlaşmaya varan kişinin, durum resmi makamlarca öğrenilmeden önce, pişmanlık duyarak durumdan yetkili makamları haberdar etmesi halinde, hakkında rüşvet suçundan dolayı cezaya hükmolunmaz.
(3) (Değişik: 2/7/2012-6352/88 md.) Rüşvet suçuna iştirak eden diğer kişilerin, durum resmi makamlarca öğrenilmeden önce, pişmanlık duyarak durumdan yetkili makamları haberdar etmesi halinde, hakkında bu suçtan dolayı cezaya hükmolunmaz.
(4) (Ek: 26/6/2009 – 5918/4 md.) Bu madde hükümleri, yabancı kamu görevlilerine rüşvet veren kişilere uygulanmaz.
YARGITAY KARARLARI
Rüşvet suçuyla ilgili açıklamların yer aldığı Ceza Genel Kurulu 2020/276 E. , 2021/201 K. sayılı kararı şu şekildedir:
“…..TCK’nın 252. maddesinin birinci fıkrasında; “Görevinin ifasıyla ilgili bir işi yapması veya yapmaması için, doğrudan veya aracılar vasıtasıyla, bir kamu görevlisine veya göstereceği bir başka kişiye menfaat sağlayan kişi dört yıldan oniki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır” şeklinde, “rüşvet veren”bakımından, İkinci fıkrasında ise; “Görevinin ifasıyla ilgili bir işi yapması veya yapmaması için, doğrudan veya aracılar vasıtasıyla, kendisine veya göstereceği bir başka kişiye menfaat sağlayan kamu görevlisi de birinci fıkrada belirtilen ceza ile cezalandırılır” biçiminde ifade edilmek suretiyle de “rüşvet alan kamu görevlisi” açısından “rüşvet suçu” tanımlanmıştır. Bu suretle de, sağlanan menfaatin “kamu görevlisinin görevinin gereklerine aykırı” bir işin yapılması amacına yönelik olması şartı kaldırılarak, görevinin gereklerine uygun davranması için kişilerden kendisine veya bir başkasına çıkar sağlamak fiili TCK’nın 257/3. maddesindeki görevi kötüye kullanmak suçu kapsamında çıkartılarak rüşvet suçuna dönüştürülmüştür.Gelinen bu aşamada rüşvet anlaşması ve rüşvet suçunda teşebbüs hususları üzerinde durulmasında yarar bulunmaktadır.
TCK’nın 252. maddesinin üçüncü fıkrası “Rüşvet konusunda anlaşmaya varılması halinde, suç tamamlanmış gibi cezaya hükmolunur.” şeklinde düzenlenmiştir. Madde gerekçesinde de belirtildiği üzere rüşvet suçunun, menfaatin kamu görevlisi tarafından temin edildiği anda tamamlandığı ilke olarak kabul edilmekle birlikte, izlenen suç siyaseti gereği olarak, rüşvet suçunun kamu görevlisi ile iş sahibi arasında görevinin ifasıyla ilgili bir işin yerine getirilmesi veya getirilmemesi amacına yönelik menfaat teminini öngören bir anlaşmanın yapılması durumunda dahi rüşvet suçu tamamlanmış gibi cezaya hükmedileceği hüküm altına alınmıştır. Rüşvet anlaşmasının yapılmasıyla suç oluşup tamamlanacağından, anlaşmanın işin yapılmasından önce veya en geç yapılması anında olması gerekir.
Rüşvet anlaşmasının varlığı için belirli bir şekil şartı (yazılı olma gibi) yoktur. Tarafların fikir birliğine varma anında anlaşma yapılmıştır. Fikir birliğinin varlığı, karşılıklı olarak ileri sürülen söz veya davranışlardan da anlaşılabilir. Bu uyuşma karşılıklı görüşme anında olabileceği gibi aracılar vasıtasıyla iradelerin buluşması biçiminde de gerçekleşebilir (Osman Yaşar – Hasan Tahsin Gökcan – Mustafa Artuç, Yorumlu – Uygulamalı Türk Ceza Kanunu, Adalet Yayınevi, Ankara, 2010, s. 7126.).
Türk Ceza Kanunu’nun 252. maddesinin üçüncü fıkrasındaki tanımdan hareketle, rüşvet suçları, rüşvet anlaşmasının yapıldığı anda tamamlanmış olur. Uygulama ve öğretide kabul edildiği üzere, bu suç teşebbüse elverişli bir suçtur.
Rüşvet verme veya alma niyetinde olmayan kişi veya kamu görevlisinin, atlatmak veya yakalatmak ya da suç delillerini ortaya çıkartmak amacıyla kabul etmiş gibi gösterdiği biçimsel rızanın (görünüşteki rıza-dış rıza) özgür iradeye dayalı olmaması nedeniyle, rüşvet anlaşmasının varlığından söz edilemeyeceği cihetle, böyle bir durumda rüşvet alırken veya rüşvet verirken yakalanan failin eyleminin rüşvet suçuna teşebbüs olarak kabulü gerekmektedir. Ceza Genel Kurulu ve Özel Dairece sürdürülen istikrarlı uygulamalar da bu yöndedir.
Rüşvet suçu, öğretide de açıkça vurgulandığı üzere iki taraflı bir suçtur. Bir karşılaşma suçu olduğu için, zorunlu olarak suçun işlenişine katılanlar, aynı amacın gerçekleşmesini hedeflemekte, fakat farklı yönlerden hareket etmektedirler. Bu suç ile yasaklanan eylemler, rüşveti alan kamu görevlisi bakımından rüşvet alma, rüşveti veren fail bakımından ise, rüşvet vermedir. Bu nedenle de yararı sağlayan veya bu yolda anlaşmaya varan (vaadde bulunan) kişi ile kamu görevlisi arasında, serbest iradeye dayalı bir “rüşvet anlaşması” bulunmaktadır (Mehmet Emin Artuk – Ahmet Gökcen – A. Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Özel Hükümler, 7. Bası, s. 699 vd.; Durmuş Tezcan – Mustafa Ruhan Erdem – Murat Önok, Teorik ve Pratik Ceza Özel Hukuku, 6. Bası. s. 810 vd.; İzzet Özgenç, İrtikap ve Rüşvet Suçları, 1. Bası, s. 78 vd.).
Rüşvet verme suçunda kişinin kamu görevlisine rüşvet teklifinde bulunması sonrasında kamu görevlisi tarafından bu teklifin kabul edilerek anlaşmaya varılması hâlinde suçun tamamlandığı, kamu görevlisi tarafından, yapılan teklifin reddedilmesi hâlinde ise rüşvet verme suçunun teşebbüs aşamasında kaldığı kabul edilmektedir.
Gerek Ceza Genel Kurulunun ve Özel Dairenin yerleşmiş kararlarında, gerekse öğretide ağırlıklı bir görüş olarak kabul gördüğü üzere, kamu görevlisinin, görev alanına giren bir işin yapılması veya yapılmaması karşılığında, fertler arasında, haksız yararın sağlanması hususunda rızalarının tam olarak uyuşması ile rüşvet anlaşması gerçekleşmiş olur. Teklif veya önerinin fert veya kamu görevlisinden gelmesinin önemi bulunmamakla birlikte, rüşvet veren ve alanın aynı amacın gerçekleştirilmesine yönelik olarak, kamu görevlisi tarafından ferde veya fert tarafından kamu görevlisine doğrudan veya örtülü bir istek veya önerinin yapılması ve bunun da karşı tarafça kabul edilmesi gerekir. Böyle bir anlaşmanın varlığının kabulü için, anlaşmaya ilişkin rızalar özgür irade ürünü olmalı, başka deyişle, cebir, tehdit, hile ve sair nedenlerle fesada uğratılmamış bulunmalıdır.
05.07.2012 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanun’un 87. maddesi ile TCK’nın 252. maddesinde yapılan değişikliğe ilişkin madde gerekçesinde; “Rüşvet suçunun oluşabilmesi için sağlanan menfaatin kamu görevlisinin ‘görevinin gereklerine aykırı’ bir işin yapılması amacına özgü olması şartı aranmamaktadır. Rüşvet suçunun oluşabilmesi için, kamu görevlisinin görevinin ifasıyla ilgili bir işin yapılması veya yapılmaması bağlamında kişiyle anlaşarak bir menfaat temin etmesi gerekmektedir. Ancak, önemle vurgulamak gerekir ki, kişinin haklı bir işinin gereği gibi, hiç veya en azından vaktinde görülmeyeceği endişesiyle, kendisini mecbur hissederek kamu görevlisine veya yönlendireceği kişiye menfaat temin etmiş olması hâlinde, bu kişi bakımından fiil suç oluşturmaz. Çünkü bu durumdaki kişiyi mağdur olarak kabul etmek gerekmektedir. Buna karşılık menfaat sağlanan kamu görevlisini ise, artık rüşvet veya görevi kötüye kullanma suçundan dolayı değil, icbar suretiyle irtikâp suçundan dolayı cezalandırmak gerekmektedir. Bu suretle rüşvet suçu ile icbar suretiyle irtikap suçu arasındaki ayırıma açıklık getirilmiştir.” şeklinde açıklanarak bu suretle de, görevinin gereklerine uygun davranması için kişilerden kendisine veya bir başkasına çıkar sağlamak fiili TCK’nın 257/3. maddesindeki görevi kötüye kullanmak suçu kapsamından çıkartılmış olup irtikap suçunu oluşturmadığı takdirde rüşvet suçunu oluşturduğu kabul edilmiştir…”
EYLEMİN RÜŞVET OLMAYIP GÖREVİ KÖTÜYE KULLANMA SUÇUNU OLUŞTURDUĞU
“…Çorum İl Jandarma Komutanlığı Trafik Tim Komutanı olarak görev yapan sanığın, 17/02/2007 tarihinde Ö.. E..’na ait aşırı tonajlı yük taşıyan aracı durdurarak ceza uygulayacağı sırada sanığı arayan A.. D..’ın “kamyonların sahibine kendisinin bir ceza keseceği”ni belirtmek suretiyle ceza uygulanmaması karşılığında miktarı daha sonra belirlenecek bir yarar sağlanması hususunda sanıkla anlaşmaya vardığı ve varılan anlaşma kapsamında araçla ilgili ceza tutanağı düzenlenmediği, olaydan sonra da belirlenen 600 TL paranın sanığa verildiği; yine 27/03/2007 tarihinde Y.. B..’a ait kamyondaki tomrukların saçılarak bir minibüse çarpması sonucu meydana gelen kaza üzerine, kamyonun kantara çekilmesi halinde yüksek miktarda ceza içeren tutanak düzenleneceğini bilen araç sahibinin talebiyle İ.. D..’ın sanığı aradığı, aracın kantara çekilmemesi ve sembolik bir ceza uygulanması karşılığında miktarı sonradan tespit edilecek bir yarar sağlanması konusunda varılan anlaşma gereğince ve de aracın kantara çekilmeden düşük bir ceza uygulanarak gönderilmesinden sonra yapılan pazarlıkla bu iş için sanığa 500 TL verilmesinin kararlaştırıldığı; 20/02/2007 tarihinde ise A.. Ç..’a ait kamyonun yüksek tonajlı yük taşıdığının tespiti üzerine ceza uygulanacağı sırada S.. Ö..’ün sanığı arayarak ceza uygulanmaması karşılığında miktar belirtilmeden bir yarar sağlanması konusunda anlaşmaya varıldığı ve anlaşma doğrultusunda aracın ceza tutanağı düzenlenmeden gönderildiği, ertesi gün aralarında yaptıkları görüşme neticesinde bu iş karşılığında 200 TL’nin sanığa verilmesinin kararlaştırıldığı ve tüm bu hususların telefon görüşme tutanakları, tanık anlatımları, sanığın tevilli ikrarı ve dosya kapsamıyla sübut bulduğu olayda her bir eylem bakımından anlaşmanın yapıldığı an itibariyle sanığın görevinin gereklerine aykırı olarak bir işi yapmaması karşılığında karşı tarafça bir vaatte bulunulduğunun bu itibarla anlaşmanın müstakbel değil mevcut olaylara ilişkin olduğunun anlaşılması ve kamu görevlisine sağlanmak istenen yararın cins, değer ve miktarını belirtmeksizin rüşvet teklif veya önerisinde bulunulması halinde de rüşvet suçunun oluşacağında tereddüt bulunmaması, suçun varlığı için anlaşmanın yeterli olması, menfaatin sağlanıp sağlanmadığının öneminin olmaması karşısında, bu eylemlerinin ayrı ayrı rüşvet suçunu oluşturacağı, sanığın görevi sırasında durdurulan araçlara ceza uygulamaması ve daha sonra bunun karşılığında sahiplerinden menfaat temin etmesi niteliğindeki diğer eylemlerinin ise belirli bir işin yapılması karşılığında çıkar sağlanacağı konusunda taraflar arasında işin yapılmasından önce gerçekleştirilmiş bir anlaşma bulunmaması nedeniyle, TCK’nın 257/1. maddesinde düzenlenen zincirleme görevi kötüye kullanma suçu niteliğinde olduğu gözetilmeden….”(Yargıtay 5. Ceza Dairesi 2015/1768 E. , 2015/9621 K.)
EKSİK İNCELEME SONUCU KARAR VERİLDİĞİ
“….23/10/2013 tarihli telefon ihbar tutanağına göre, saat 00.50 sıralarında Ahlak-Kumar Büro Amirliği hizmetinde kullanılan sabit telefon hattını arayan ve sesinden bayan olduğu anlaşılan kimliği meçhul bir şahsın sanıkların ikamet ettiği konutta zorla fuhuş yaptırıldığına dair ihbarda bulunduğunun belirtildiği, 28/10/2013 günlü Olay Tespit ve Görüşme Tutanağına göre, 27/10/2013 günü saat 19.20 sıralarında polis görevlileri tarafından ihbarla ilgili araştırma yapılmak üzere sanıkların ikamet ettiği konut civarında izleme yapıldığı ve müşteri kılığında önceden seri numarası alınan parayla birlikte konuta girildiği, fuhuş için anlaşma sağlanması üzerine kamu görevlileri tarafından gerçek kimlikleri açıklanarak fuhuş suçundan işlem yapıldığı, bu kapsamda konutta yapılan araştırmada fuhuş yapmak için gelen müşterilerden elde edilen ve masa üstündeki çanta içinde bulunan 230 Usd, 120 Euro ve 4.960 TL paranın rızaen muhafaza altına alındığı ve sanıkların karakola götürülmek üzere ekip otosuna bindirildiği sırada sanıklardan…’in polis şefiyle ayrı bir odada görüşmek istediğini söylemesi üzerine sanık … ve kamu görevlileriyle birlikte yeniden konuta döndükleri sırada “bizi bırakırsanız 10.000 TL veririz” şeklinde rüşvet teklifinde bulunarak beraat eden sanık …’yı telefonla aradığı, sanık …’nın bir müddet sonra olay yerine gelerek salonda cebinden çıkardığı 3.300 Usd ve 2.140 TL parayı görevlilere vermesi üzerine sanıklar hakkında rüşvet verme suçundan da işlem yapıldığı anlaşılan somut olayda, tutanağın sadece kamu görevlileri tarafından imzalandığı, Cumhuriyet savcısının olaydan haberdar edildiğine ilişkin savcı görüşme tutanağının dosyada bulunmadığı, bu kapsamda CMK’nın 161/3. maddesine göre Cumhuriyet savcısının adli kolluk görevlilerine emirleri yazılı; acele hallerde, sözlü olarak vereceği, sözlü emirin; en kısa sürede yazılı olarak da bildirilmesi gerektiği nazara alındığında, olayın gelişim süreci ile alınan talimatın niteliği itibarıyla işlemden önce talimat alınıp alınmadığının çelişkili bulunmasına göre, 28/10/2013 tarihli tutanak mümzileri yeniden dinlenerek dava konusu olaya ilişkin Cumhuriyet savcısından ne şekilde emir alındığının, sözlü emir alınmış ise yazılı hale getirtilip getirtilmediğinin tespiti sonrasında sonucuna göre sanıkların hukuki durumlarının takdir ve tayini gerektiği gözetilmeden, eksik inceleme ve yetersiz gerekçeyle yazılı şekilde hükümler kurulması,
Mağdur ve tanıkların kolluk aşamasındaki, tutanak mümzi …’un ise duruşmada alınan beyanlarına göre sanıklardan…’in kamu görevlilerine rüşvet teklif ettiği, beraat eden diğer sanık …’nın ise parayı getirdiğinin anlaşılması karşısında, sanık …’in diğer sanık …’in rüşvet teklif etme eylemine hangi aşamada ve ne şekilde iştirak ettiğinin delilleri karar yerinde gösterilip tartışıldıktan sonra hasıl olacak sonuca göre bu suçtan hukuki durumunun belirlenmesi yerine yetersiz gerekçeyle yazılı şekilde hüküm kurulması,
Kabule göre de;
Suç tarihi itibarıyla rüşvet suçunda teşebbüs nedeniyle TCK’nın 252/4. madde ve fıkra hükmü uyarınca indirim yapılması gerektiğinin gözetilmemesi..”(Yargıtay 5. Ceza Dairesi 2015/8662 E. , 2019/11537 K.)
RÜŞVETE TEŞEBBÜS DEĞİL KAMU GÖREVLİSİNE HAKARET SUÇU OLUŞUR
“…Sanığın olay tarihinde Sultanahmet Tramvay durağında şüpheli hareketlerde bulunup bir miktar parayı düşürdüğü ve sonrasında kendisine görevlilerce müdahele edildiğinde üzerinde bulunan 1400 USD ve 500 İsrail parasını görevli memurlara teklif ederek “abi siz bu parayı alın, ne ben sizi gördüm, ne de siz beni gördünüz” şeklinde sözler söylediği ve bunun üzerine görevlilerce tutanak tutulduğu, söz konusu tutanakta olayın mağduru olabilecek bir kimseye ulaşılmadığının belirtildiği gibi, sanık hakkında hırsızlık suçundan yapılan işlem sonrasında da beraat kararı verilerek kesinleştiğinin duruşmada incelenen dava dosyasından anlaşılması karşısında; öncelikle kesinleştiği belirtilen hırsızlık suçuna ilişkin mahkeme kararının onaylı bir örneğinin denetime imkan verecek şekilde dosya arasına alınarak rüşvet önerisinin haklı bir husus için yapılıp yapılmadığının tespitinden sonra 5237 sayılı TCK’nın, 05/07/2012 günü yürürlüğe giren 6352 sayılı Yasa ile yapılan değişiklikten önceki rüşveti tanımlayan 252/3. maddesinde “rüşvet, bir kamu görevlisinin görevinin gereklerine aykırı olarak bir işi yapması veya yapmaması için kişiyle vardığı anlaşma çerçevesinde bir yarar sağlamasıdır” denilerek sadece nitelikli rüşvete yer verildiği, kamu görevlisinin yapması gereken işi yapması ya da yapmaması gereken işi yapmaması için yarar sağlamasının veya kişilerin bu şekildeki iş için kamu görevlisine çıkar temin etmelerinin rüşvet tanımından çıkarıldığı, görevin gereklerine aykırı olarak bir işin yapılması veya yapılmaması için rüşvet teklifinde bulunulması durumunda suçun icra hareketleri başlamış olacağından rüşvete teşebbüs, haklı hususun temini için rüşvet önerilmesi halinde ise koşullarının bulunması durumunda kamu görevlisinin şeref ve saygınlığına saldırı niteliğinde olması sebebiyle aynı Yasanın 125/3. maddesinde düzenlenen kamu görevlisine hakaret suçunu oluşturacağı gözetilerek buna göre suç vasfının tayini yerine, yanılgılı nitelendirme sonucu eylemin rüşvete teşebbüs kabulüyle yazılı şekilde hüküm kurulması…”(Yargıtay 5.Ceza Dairesi 2017/420 E. , 2018/100)
ETKİN PİŞMANLIK
“… Rüşvet suçuyla ilgili soruşturma başlamadan önce bu durumdan aracı vasıtasıyla soruşturma makamlarını haberdar ettiğini beyan eden sanık … hakkında 5237 sayılı TCK’nın 254/2. maddesi uyarınca etkin pişmanlık hükmünün uygulanması gerekip gerekmediğinin tartışılmaması….” (Yargıtay 5.Ceza Dairesi 2014/10855 E. , 2018/6212 K.)
“….Sanıkların… Ltd. Şti’nin yetkilileri oldukları ve trafik kontrolü sırasında şirket araçlarına tonaj fazlası nedeniyle idari para cezası yazmak isteyen … İlçe Emniyet Müdürlüğünde görevli bazı polis memurlarına ceza yazmamaları karşılığında rüşvet verdikleri, daha sonrasında ise bu durumu ihbar ettikleri iddia ve kabul olunan olayda; adı geçen polis memurları hakkında rüşvet almak suçundan … Ağır Ceza Mahkemesine 26/04/2011 tarihli iddianameyle açılan 2012/240 Esas sayılı kamu davası ile işbu dava arasında fiili ve hukuki bağlantı bulunduğu anlaşılmakla, delillerin birlikte değerlendirilmesi, suç vasfının tayini ve olayın sanıklar … ile …’in etkin pişmanlığına bağlı ihbarla ortaya çıkarılıp çıkarılmadığının tespiti bakımından, her iki dosyanın mümkün olması halinde birleştirilerek görülmesi, aksi halde söz konusu davaya ait dosya ile kesinleşmiş kararın onaylı örneğinin getirtilerek sonucuna göre sanıkların hukuki durumlarının tayin ve takdiri gerekirken eksik inceleme sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması…” (Yargıtay 5.Ceza Dairesi 2014/10065 E. , 2018/198 K.)
İLGİLİ BAKANLIĞIN DAVA HAKKINDA BİLGİLENDİRİLMESİ GEREKTİĞİ
“..Sanık … hakkında rüşvet alma suçundan kamu davası açıldığı, 3628 sayılı Yasa’nın 17 ve 18. maddelerine göre ilgili kamu kurum veya kuruluşlarının da bu suçun zarar göreni oldukları, bu itibarla CMK’nin 234/1-b maddesi gereğince kovuşturma evresinde sahip olduğu davaya katılma ve öteki haklarını kullanabilmesi için İçişleri Bakanlığının dava ve duruşmalardan haberdar edilmesi gerektiği, diğer yandan aynı Kanun’un 260/1. maddesine göre kamu davasından haberdar edilmemiş bulunup da katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş olanların kanun yollarına başvurma haklarının bulunduğu gözetilerek hükmün bildirilmesinin gerektiği, ancak dosyada ilgili bakanlığın duruşmadan haberdar edildiğine ilişkin bilgi ve belgeye rastlanmadığının anlaşılması karşısında; evvela davanın ve hükmün İçişleri Bakanlığına bildirildiğini gösteren bilgi ve belgeler var ise dosya içine konulmasından, aksi halde anılan tebligat noksanlığının giderilmesi ile tebellüğ belgesinin ve verildiği takdirde temyiz ve cevap dilekçelerinin eklenmesinden, hükmün temyiz edilmesi halinde ise bu konuda ek tebliğname düzenlenmesinden sonra iade edilmek üzere esası incelenmeyen dosyanın mahalline gönderilmesi için Yargıtay C.Başsavcılığına TEVDİNE 07/06/2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi..”(Yargıtay 5.Ceza Dairesi 2017/2071 E. , 2021/2654 K.)
RÜŞVET VERME SUÇUNUN UNSURLARININ OLUŞMADIĞI
“…Suç tarihinde yürürlükte bulunan, 6352 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikten önceki, hukuki düzenlemelere göre rüşvet suçunun, bir kamu görevlisinin, görevinin gereklerine aykırı olarak görevinin ifası ile ilgili bir işi yapması veya yapmamasına bağlı olarak kendisine veya göstereceği bir başka kişiye menfaat sağlanması hususunda, kamu görevlisiyle iş sahibinin serbest iradeleri ile rızaları uyuşarak rüşvet anlaşması yapılması durumunda oluşabileceği, dava konusu somut olayda ise rüşvet suçunun kanıtı kabul edilebilecek beyanların yorumu gerektirmeyecek biçimde bu suçun anlaşma da dahil tüm unsurlarını ortaya koymadığı, sübuta eren eylemde belirli bir işin yapılması karşılığında çıkar sağlanacağı konusunda taraflar arasında işin yapılmasından önce veya yapılması sırasında gerçekleştirilmiş bir anlaşma bulunmaması nedeniyle rüşvet alma ve verme suçlarının unsurlarının oluşmadığı gözetildiğinde sanıkların üzerlerine atılı eylemin iştirak halinde görevi kötüye kullanma suçunu oluşturacağı nazara alınmadan suç vasfında hataya düşülerek rüşvet suçundan yazılı şekilde hükümler kurulması,
Kabule göre de;
Rüşvet suçuyla ilgili soruşturma başlamadan önce bu durumdan aracı vasıtasıyla soruşturma makamlarını haberdar ettiğini beyan eden sanık … hakkında 5237 sayılı TCK’nın 254/2. maddesi uyarınca etkin pişmanlık hükmünün uygulanması gerekip gerekmediğinin tartışılmaması….” (Yargıtay 5.Ceza Dairesi 2014/10855 E. , 2018/6212 K.)