Cesedin Bulunamadığı Durumlarda Mahkûmiyet Kararı Verilmesi Sorunu: Ceza Genel Kurulu Kararı Işığında Bir Değerlendirme

ceset yoksa ceza verilir mi
Ceset Yoksa Mahkumiyet Kararı Verilebilir Mi?

Giriş

Ceza muhakemesinde maddi gerçeğin ortaya çıkarılması, bireyin temel hak ve özgürlüklerinin korunması ile birlikte değerlendirilmesi gereken bir süreçtir. Bu bağlamda, özellikle kasten öldürme suçlarında cesedin bulunamaması hâlinde mahkûmiyet kararı verilip verilemeyeceği meselesi, öğretide ve yargı içtihatlarında tartışmalı bir alan oluşturmaktadır. Zira ölüm olgusunun en somut göstergesi olan cesedin yokluğu, ispat bakımından ciddi güçlükler doğurmaktadır.

Bu çalışmada, cesedin bulunamadığı durumlarda mahkûmiyet kararı verilip verilemeyeceği hususu, Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun yaklaşımı çerçevesinde ele alınacaktır.

I. Ceza Muhakemesinde İspat Standardı

Ceza yargılamasında mahkûmiyet kararı verilebilmesi için sanığın suçluluğunun “her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delillerle” ispat edilmesi gerekmektedir. Bu ilke, “in dubio pro reo” olarak da ifade edilen “şüpheden sanık yararlanır” prensibinin doğal bir sonucudur.

Dolayısıyla, mahkûmiyet hükmü ancak hâkimin vicdani kanaatinin tam bir kesinliğe ulaşması hâlinde kurulabilir. Bu kapsamda, şüpheye yer bırakan, alternatif açıklamalara açık delil yapılarının varlığı hâlinde beraat kararı verilmesi zorunludur.

II. Cesedin Bulunamamasının Hukuki Niteliği

Ceza yargılamasında cesedin bulunamaması, tek başına mahkûmiyet kararına engel teşkil etmemektedir. Bununla birlikte, cesedin yokluğu, ölüm olgusunun ve fiilin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin ispatını güçleştiren önemli bir faktördür.

Öğreti ve yargı kararlarında genel kabul gören yaklaşım, cesedin bir delil olduğu; ancak mahkûmiyet için zorunlu ve vazgeçilmez bir unsur olmadığı yönündedir. Bu nedenle, cesedin bulunmadığı durumlarda mahkûmiyet kararı verilebilmesi, diğer delillerin birlikte değerlendirilmesi suretiyle mümkündür.

Ancak bu tür durumların istisnai nitelik taşıdığı ve yüksek bir ispat standardı gerektirdiği de kabul edilmektedir.

III. Ceza Genel Kurulu’nun Yaklaşımı

Bu konuya ilişkin önemli içtihatlardan biri Ceza Genel Kurulu 2013/1-59 E., 2013/302 K. sayılı karardır.Söz konusu kararda, cesedin bulunamamasına rağmen mahkûmiyet kararı verilmesini mümkün kılan unsurlar ayrıntılı biçimde değerlendirilmiştir.

Bu unsurlar;

-Sanığın, herhangi bir soruşturma bulunmaksızın kendiliğinden yetkili makamlara başvurarak itirafta bulunması,

-İtirafın tüm yargılama aşamalarında, müdafii huzurunda ve birbirini doğrular nitelikte sürdürülmesi,

-Sanığın maktule ilişkin verdiği bilgilerin (kimlik, meslek, yaşam koşulları gibi) maddi vakıalarla birebir örtüşmesi,

-Olayın diğer faillerine ve üçüncü kişilere ilişkin beyanların bağımsız kaynaklarca doğrulanması,

-İtirafın herhangi bir baskı, zorlama veya yönlendirme olmaksızın yapılmış olması,

-Dosya kapsamında başkasının suçunu üstlenme ihtimalinin bulunmaması,

Hususlarıdır.

Ceza Genel Kurulu, bu unsurların bir bütün hâlinde değerlendirilmesi sonucunda, sanığın eylemi vicdani bir rahatsızlık sonucu samimi biçimde açıkladığı ve kasten öldürme suçunu işlediğinin kabul edilmesi gerektiği sonucuna ulaşmıştır.

IV. Hayatın Olağan Akışı ve Delil Değerlendirmesi

Ceza Genel Kurulu’nun 2013/1-59 E.  ,  2013/302 K sayılı kararında da dikkat çeken husus, cesedin bulunamamasının her durumda sanık lehine yorumlanamayacağıdır.

Somut olayda;

-Sanığın cesedi parçalara ayırarak farklı yerlere attığını beyan etmesi,

-Olay yerindeki izleri ortadan kaldırdığını ifade etmesi,

-Olay ile itiraf arasında uzun bir zaman diliminin (yaklaşık 8,5 yıl) geçmiş olması

Husurları birlikte değerlendirildiğinde, ceset veya biyolojik bulgu elde edilememesinin hayatın olağan akışına aykırı olmadığı kabul edilmiştir.Bu yaklaşım, delillerin yalnızca tek tek değil, bütüncül bir perspektifle değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır.

V. Değerlendirme ve Sonuç

Cesedin bulunamadığı durumlarda mahkûmiyet kararı verilmesi, ceza muhakemesinin temel ilkeleri çerçevesinde mümkün olmakla birlikte, bu durumun istisnai nitelik taşıdığı açıktır.

Nitekim Ceza Genel Kurulu’nun 2013/1-59 E.  ,  2013/302 K sayılı kararında bu husus şu şekilde  ifade edilmektedir:”…Cesedin bulunamadığı durumlarda, toplanan diğer delilerle tamamlanmış öldürme suçundan mahkumiyet kararı verilmesinin teorik olarak mümkün olmasına karşın, telafisi imkansız zararların önlenebilmesi için bunun çok istisnai bir uygulama olduğunun da kabul edilmesi gerekmektedir….

Cesedin bulunamadığı davalarda;

-Ölüm olgusunun kesin olarak ortaya konulması,

-Fail ile fiil arasında kesintisiz ve tutarlı bir delil zinciri kurulması,

-Tüm alternatif ihtimallerin makul şekilde dışlanması

Zorunludur.

Aksi takdirde, şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereği beraat kararı verilmesi gerekecektir.

Sonuç olarak, cesedin bulunamaması mutlak bir engel teşkil etmemekle birlikte, mahkûmiyet için aranan ispat standardını önemli ölçüde yükselten bir unsurdur. Bu nedenle yargı mercilerinin, telafisi imkânsız sonuçlar doğurabilecek bu tür dosyalarda son derece dikkatli ve titiz bir değerlendirme yapmaları zorunludur.